Cumert, Kazɪm


picture by Safiye Can, Roermond 2012

Kazım Cumert 1956 yılında Erzincan’da doğdu. İlkokulu Erzincan’da, ortokulu Ankara’da okudu. Gökçeada Öğretmen Okulu’nu bitirdikten sonra Türkiye’nin değişik yerlerinde öğretmenlik yaptı. 1980’de Hollanda’ya geldi ve uzun süre mesleğini bu ülkede Türkçe dersleri vererek sürdürdü. Yetişkinler eğitimi ve özörgütlerle olan çalışmaları öğretmenliği yanında sürdüğü diğer etkinliklerden sadece ikisi. Şimdi emekli ve hala Hollanda’da yaşıyor.

Kitapları
Çiğdemler Çıkarsa Eğer: 1991 yılında Türkiye’deki öğretmenliği sırasındaki gözlemlerinden, etkilenimlerinden ve birebir yaşadıklarından yola çıkarak yazdığı bir romanı yayımlandı
Islak Raylar: 1992 yılında yurtdışında yaşayan insanlarımızın yaşamlarını ve çelişkilerini konu edinen  öyküleri Sorun Yayınları tarafından kitaplaştırıldı
Ciğerim: 2000 yılında ise gurbetçi diye de adlandırılan insanlarımızın öyküleri bu kez Bumerang Yayınları tarafından yayımlandı
Ciğerim: 2003 yılında Ik nodig je uit op mijn begrafenis adı altında In de Knipscheer yayınevi tarafından Hollandaca olarak çıktı

Diğer çalışmaları
Benim İki Memleketim Var (ik heb twee landen) Zwolle’da bir kurumun yaptırdığı ‘komşularımız’ temalı söyleşi iki dilli bir çalışma olarak kitaplaştırıldı.
Yağmurla Gelen Gelin (bruid in de regen) Kampen’da bir kurum adına yapılan ‘köy öyküleri’ temalı söyleşi Hollandaca ve Türkçe olarak çıktı.

Dergiler
Kazım Cumert’in çoğunluğu Hollanda’da olmak üzere değişik dergilerde yazıları ve öyküleri yayımlandı: İlke, Tanım, Çerçeve, Sesimiz, Semah, İkibinbir, İleri, İnsancıl, Edebiyat Gündemi, Birgün, Kral Media, Platform ve yerel bazı gazete ve dergiler…

Ödüller
Öyküleri Hollanda’da düzenlenen iki ayrı öykü yarışmasında ödül aldı:
1986 İLKE dergisi, ikincilik
1997 NPS Türkçe Radyo, birincilik
2013 Gökçeada Öğretmen Okulu Mezunları Derneği Anı Yarışması, birincilik

İletişim: kcumert (at) hotmail.com

~~~~~~~~~~~~~~~reading rehearsal~~~~~~~~~~~~~~~

İKİ KÖPRÜ ARASINDA

Her pazar sabahı yapmaya çalıştığım kısa koşulardan biri için yollardayım gene. Genellikle aynı güzahgâhı izlerim: Birinci Köprü’den Hasselterdijk’e çıkar ve İkinci Köprü’ye kadar Zwartewater ırmağını izleyerek koşarım. Oradan Stadshagen’a dalar ve yarım saat içinde tekrar evime dönerim.

Uzun bekleyişten sonra hava bahar kokmaya başladı neyse ki. Ne güzel, sokağımıza dikilen bir yıllık fidanlara kuşlar konuyor artık. Onların cıvıltılarıyla uyanmak mutlu ediyor beni. Hasselterdijk rüzgârsız bu sabah. Sağ yanıma aldığım ırmak ise durgun, henüz uykudaymış gibi sessiz ve mağrur. Sol yandaki ilk ev ne zamandır satılık, 38 numara. Saz damlı, yeşil boyalı doğrama ve direkleriyle oldukça yaşlı bir ev. Etrafı çevrili, bahçeli tipik bir köy evi. Satılmasın istiyorum, satılırsa onu bir daha hiç görmeyeceğim gibi tuhaf bir düşünceye kapılıyorum. Tarih var içinde onun, mazi var, anılar var diye düşünüyorum.

Yepyeni bir evde oturuyorum, ama ben eski evleri daha çok seviyorum.

Karşı yönden bana doğru koşarak gelen biri var. Her pazar karşılaştıklarımızdan biri mi, bilmiyorum. Kendi temposuyla yaklaşıyor. Genç ve güzel bir kadın bu, kulaklarında ise kulaklık. Müzik dinleyerek koşuyor. Tam yanımdan geçerken bakışlarımız kesişiyor. Gök mavisi gözleri ışıltılı. Gülerek ‘günaydın’ diyor bana. Yüzündeki güzellik, gözlerindeki ışıltı yüreğime yayılıyor. ‘Günaydın’ diyorum.

Çok suratsız biriyim, ama ben gülen insanları daha çok seviyorum.

Suyun kıyısındaki söğütlerin dallarını kesmişler. Doğduğum köyü anımsatıyor bu. Bir süre sonra yeşerip tekrar dallanacaklar. Set boyunca sıralanmış topu topu beş ev var. Ortadakilerden birinde bir köpek iplerini zorlayarak havlıyor. Aldırmıyorum. Son iki ev arasında bana doğru koşan iki kişiyle daha karşılaşıyorum. Biri kadın diğeri erkek. Konuşmadan yanyana koşuyorlar. Tam yanımdan geçerlerken, selam vereyim mi diye yüzlerine kayıyor bakışlarım. Onlarsa beni görmezden geliyorlar. Gözlerimi geri alıyorum hayıflanarak. Az önce yüreğime yayılan güzelliği, ruhuma verilen positif enerjiyi silmelerine fırsat vermemeliyim. Sorunları vardır belki, diyorum. Ya da yabancılarla kötü anıları… Önyargılar oluşmuştur böylece. İnsanlar garip yaratıklardır çünkü.

Aslında ben de karamsar biriyim, ama iyimser insanları daha çok seviyorum.

İkinci Köprü’nün altından sıra sıra kanolar geçiyor. Dalgalar simetrik izler bırakarak kıyıya ulaşıp parçalanıyorlar. Köprünün üstünde laflayarak koşan başka guruplar da var. Gözlerim gökyüzüne kayıyor. Bulutlar acelece kuzeye doğru akıyorlar. Güneş’in koyu bir bulutun arkasında kaybolmasına üzülüyorum.

Bahar geldi diye seviniyorum, ama ben GÜNEŞ’i bahardan da çok seviyorum.

Zwolle, 2006