Yalçın, Kemal

  Infos auf Deutsch / Leseprobe „Haymatlos“
Picture by Vedat Arık

Kemal Yalçın 1952 yılında, Denizli’nin Honaz bucağında doğdu.Isparta Gönen İlköğretmen Okulu’nda okudu. İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi.
1973-1978 yıllarında Kırşehir–Kaman ve İstanbul Kabataş Liselerinde felsefe öğretmenliği yaptı.
1975-1976 döneminde TÖB-DER Genel Yönetim Kurulu’nda ve İç Anadolu Bölge Temsilciliği görevinde bulundu.
1978-1980 yıllarında gazetecilik ve yayıncılık yaptı.
1982’de Federal Almanya’ya gelmek zorunda kaldı.
1984-1986 yıllarında Bremen Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde “Şeyh Bedreddin ve Türkiye’de felsefi düşüncenin gelişimi” konusunda araştırma yaptı.
1996-1997 yıllarında, Essen Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği Bölümü’nde dersler verdi.
1989 yılından beri Almanya’da, Bochum şehrinde, Türkçe Anadil Öğretmenliği yapmaktadır.
Öğretmenliğin yanında şiir, öykü, roman ve çocuk kitapları yazmaktadır.

Kitapları, İngilizce, İtalyanca, İspanyolca, Yunanca, Almanca, Ermenice, Hollandaca, Farsça ve Fransızcaya çevrilmiştir.

Aldığı Ödüller/ Auszeichnungen:

1991 Petrol – İş Şiir Birincilik Ödülü
1996 Köln Çok Kültürlü Toplum Şiir Birincilik Ödülü
1998 Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı Roman Başarı Ödülü
1998 Abdi İpekçi Dostluk ve Barış Özel Ödülü
1999 Türkiye – Yunanistan Dostluk ve Barış Ödülü
2000 Denizli Sanatseverler Derneği Şeref Ödülü
2008 Avrupa Türkçe Edebiyat Yarışması Çocuk Edebiyatı Birincilik Ödülü
2013 Denizli Sunak Edebiyat Dergisi Aydınlanma Onur Ödülü

YAYIMLARI / VERÖFFENTLICHUNGEN

Kitap listesi/ Bücherliste:

Sürgün Gülleri, (Şiir) Pencere Yayınları, İstanbul, 2000, ISBN: 975-8460-13-7
Geç Kalan Bahar, (Şiir), Ortadoğu Verlag, Oberhausen, 1994, ISBN: 3-925206-81-7
Barış Sıcağı (Şiir) Pencere Yayınları, İstanbul, 2000, ISBN: 975-8460-14-5
Emanet Çeyiz (Roman), Birzamanlar Yayıncılık, İstanbul, 10.Baskı, 2011, ISBN: 978- 975- 6158-03-6
Seninle Güler Yüreğim, (Roman), Birzamanlar Yayıncılık, İstanbul, 4.Baskı, 2006, ISBN: 975-6158-04-2
Sarı Gelin/ Sari Gylin
, (Roman), Birzamanlar Yayıncılık, İstanbul, 2.Baskı, 2006, ISBN: 975-6158-05-0
Hayatta Kalanlar, (Roman) Birzamanlar Yayıncılık, İstanbul, 2.Baskı, 2008, ISBN: 978- 975- 6158-08-1
Sınıfta Çiçek Zor Açar, (Öyküler) Önel Verlag, Köln, 2003, ISBN: 3-933348-60-9
Almanya’da Türkçe Anadil Eğitimi ve Anadile Emek Verenler, (İnceleme), Önel Verlag, Köln, 2003, ISBN: 3-933348-617
Yaşama Gücü, (Yaşam öyküsü), SAY Yayınları, 3.Baskı, İstanbul, 2013, ISBN: xxx
Anadolu’nun Evlatları, (Yaşam öyküleri), Köln, 2008, ISBN: 978-3-00-024703-3
Kardeşlerim Var Uzaklarda (Yaşam öyküleri), Köln, 2010, ISBN: 978-3-00-031330-1
Haymatlos- Dünya Bizim Vatanımız, (Roman), İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2011, ISBN: 978-605-360-273-6

İki dilli çocuk kitapları/ Zweisprachige Kinderbücher: 

Dedem Almanya’ya Geldiğinde, Önel Verlag, Köln, 2006, ISBN: 978-3-933348-87-6
Yavrusunu Arayan Kuş, Önel Verlag, Köln, 2007, ISBN: 3-933348-89-7
Uçurtmam Bulutlara Takıldı, Önel Verlag, Köln, 2007, ISBN: 978-3-933348-90-6

Minarede Bir Kuş Var, Önel Verlag, Köln, 2008, ISBN: 3-933348-88-9
Ak Sakallı Dede, Önel Verlag, Köln, 2008, ISBN: 3-933348-91-9
Hayalimdeki Okul, Önel Verlag, Köln, 2009, ISBN: 978-3-933348-58-6

Website: www.kemalyalcin.com

İletişim/Kontakt: h_kemal_yalcin@yahoo.de

~~~~~~~~~~~~~~~Leseprobe/Yazılarından örnekler~~~~~~~~~~~~~~~

Boşuna Değil

Boşuna değil hiçbir şey,
Boşa gitmedi yürünen yol,
işlenen nakış,
                     ekilen tohum.
Boşa gitmedi
Ölümden genç bir gülücükle gizlenerek
Sokaklara yazdığımız nehir şarkıları.
Çekilen acı,
dökülen ter
ve zeytin dallarına asılı kalan şafak
boşa gitmedi.

Çöl yeşeriyordu
Kabaran okyanusun selinde.
Sevda beyaz bir sayfaydı
Rüzgarlarla yazılan.

Değil, boşuna değil ağaran gece;
Çakılan kıvılcım boşuna değil.
Ters aktı belki
Yatak değiştirirken nehir.

Gün dönümüydü,
Yer yerinden oynamıştı.
Bir avuç bahar tohumuydu
Değişen zamanın gözüne attığım.

Boşa gitmedi hiçbir şey.
Boşa gitmedi karanlığa isyanım!

~~~~~~

HaymatlosDünya Bizim Vatanımız

Bu kitabımı, 1933 sonrasında Türkiye’de yaşamış haymatlos Almanlara, mülteci Alman bilim insanlarına ve onlara kucak açmış olan Çorum, Yozgat, Kırşehir’in asil ruhlu, vicdanlı, yardımsever insanlarına sunuyorum.

Sunuş

Bazı zamanlarda insanların, halkların aklına gelmeyenler, başlarına gelebiliyor. Yirminci yüzyılın ilk yarısında, Almanya’da Hitler diye birinin iktidarı ele geçireceği, ırkçı ideolojiyle kanlı bir barbarlık rejimi kuracağı, hem Alman halkının, hem de dünyanın başına bela olacağı kimin aklına gelebilirdi? Ölüm kamplarında, gaz odalarında milyonlarca Yahudiye karşı soykırım yapılacağını; düşüncesi, dini, inancı, milliyeti, yaşama tarzı farklı olan milyonlarca insanın katledileceğini kim söyleyebilirdi?

Kim derdi, birçok Alman bilim insanının; çalışkan, dürüst, demokrat, devrimci Almanın canlarını kurtarmak için 1930’ların geri, gariban, fakir Türkiye’sine sığınmak zorunda kalacaklarını?

Kim düşünebilirdi, bu insanların 1944 yılında haymatlos durumuna düşerek Çorum, Kırşehir ve Yozgat’a enterne edileceklerini? Kimin aklına gelebilirdi, Hamburg Eyalet Parlamentosu Milletvekili Berta Krüger’in sendikacı kardeşi Eduard’ın, ailesi ve iki çocuğuyla birlikte Çorum’da bir dilim ekmeğe, bir kaşık yemeğe muhtaç hale geleceğini?

İnsanlık tarihi bunların hepsini gördü, yaşadı. Yirminci yüzyılda çok acılar çekti büyük insanlık!
Almanca adı “Nationalsozialistische Deutsche Arbeiterpartei” kısaltması “NSDAP” olan ve Türkçeye “Milliyetçi Sosyalist Alman İşçi Partisi” olarak çevrilebilen faşist parti Hitler tarafından kurulmuştu. Başlangıçta pek ciddiye alınmamıştı. Hem sosyalist, hem de milliyetçi söylemler kullanıyordu. İşçi partisi olarak işçiler, yoksullar arasında örgütleniyor, grevlerde, işçi direnişlerinde komünistlerle ortaklaşa hareket ediyorlardı.

Birinci Dünya Savaşı’nı Almanya’nın kaybetmesinin esas suçlusu olarak o zamanlardaki toplam sayıları 500 bin dolayında olan ve toplam nüfusun sadece %0,8’ini meydana getiren Alman Yahudilerini gösteriyorlar; yoksulları, işsizleri, işsiz güçsüz serserileri bu bir avuç Yahudiye karşı kışkırtıyorlardı. Yahudi düşmanlığının, Yahudileri yakan ateşin bir süre sonra bütün Alman halkını ve bütün dünyayı yakacağı akla gelmiyordu.

Hitler tarafından örgütlenen faşist rejime, partinin Almanca adının kısaltmasından gelen Nazi rejimi denir. Naziler iktidara el koyduktan sonra kendilerinden olmayan herkese, her şeye düşmanlık, kin ve nefreti yaydılar. Irkçılık veba gibi tüm Almanya’yı ve Avrupa’yı sarmıştı. Bütün insani değerler, dokunulmaz evrensel insan hakları çiğnendi, Almanya’da korku ve şiddete dayanan bir barbarlık rejimi kuruldu.

1933-1939 yılları arasında, İkinci Dünya Savaşı başlamadan önce 250-280 bin dolayında anti-faşist, demokrat, ilerici Alman vatandaşı can güvenliği nedeniyle ülkesinden kaçmak zorunda kaldı. Bunların çoğunluğu Alman vatandaşı olan Yahudilerdi.

Nazi rejimi, düşünce özgürlüğünü, özgür yaratıcılığı, üniversite özerkliğini, nesnel bilimsel araştırma geleneğini çiğnemişti. Bu nedenle 3100 dolayında bilim insanı, aydın, yazar, düşünür, politikacı, sanatçı, müzikçi de anayurdunu terketmek zorunda kaldı. Almanya’nın en seçkin bilim insanları, sanatçıları üniversitelerden, çalıştığı kurumlardan atılmış, kimileri toplama kamplarına kapatılmış, can güvenlikleri yok edilmişti.

Ölüm kalım mücadelesi veren, çalışma imkanları ellerinden alınan Almanya’nın seçkin bilim, sanat ve kültür insanlarından bir kısmı 1933 yılında, Türkiye Cumhuriyeti’nin onuncu kuruluş yılı kutlamaları öncesinde, İstanbul Üniversitesi’nin kuruluşunda görevlendirilmek üzere Türkiye’ye davet edildi. Türkiye Cumhuriyeti ile çalışma sözleşmesi imzalamış bilim insanları, devletin güvencesi altında İstanbul’a getirildi. Türk Hükümeti’nin cesur girişimleri sonunda birkaç bilim adamının da toplama kamplarından kurtarılıp Türkiye’ye ilticaları sağlanmıştı.

İstanbul Üniversitesi’nin kuruluşunda, 38’i ordinaryüs ve 4’ü profesör, toplam 42 Alman bilim insanına görev verilmişti. Daha sonra Ankara Üniversitesi’nde de Alman ve Avurturyalı bilim insanlarına görev verildi. 1933-1955 yılları arasında çoğunluğu Alman toplam 100 kadar bilim insanı İstanbul ve Ankara Üniversitelerinde öğretim üyesi olarak çalışmıştır.

1933 sonrasında, Almanya’yı terk etmek zorunda kalmış; ordinaryüs, profesör, doçent, asistan, okutman, yardımcı bilimsel kadro olarak toplam 500-600 civarında Alman bilim insanı aileleriyle birlikte Türkiye’ye iltica etmişlerdi. Çoğunluğu genç asistan olan bilim insanlarından 70 kadarı, Türkiye’de iki üç yıl kadar çalıştıktan sonra Amerika Birleşik Devletleri’ne ya da başka ülkelere göç etmişti.

Bilim insanlarından başka tüccar, gazeteci, müzisyen, sanatçı, küçük esnaf, zanaatkar, avukat, mimar, mühendis, doktor, hemşire gibi çeşitli mesleklerden 200-300 civarında Alman mülteci de son derece zor şartlar altında kendilerine ve ailelerine Türkiye’de bir yaşam kurmaya çalışmışlardır. 1939 yılında, Türkiye’de toplam 1100 kadar Alman mülteci vardı.

Almanlardan başka, az sayıda Avusturyalı bilim insanı ve mimar da Türkiye’ye iltica etmişti. İkinci Dünya Savaşı başlangıcında Mimar Herbert Eichholzer tarafından İstanbul’da, aşağı yukarı 12 kişilik komünist bir hücre oluşturulmuştu. Bu hücre, 1939-1940 yıllarında İstanbul’da kaldıktan sonra, Avusturya’ya dönmüş, Nazilere karşı mücadele ederken on biri yakalanmış ve idam edilmişti .

Birçok ülkenin kabul etmediği Almanlara o günlerin fakir, gariban, geri ama onurlu Türkiye’si; Çorum, Kırşehir ve Yozgat şehirlerinin asil ruhlu, vicdanlı, yardımsever, dürüst insanları kucak açtı. Can güvenliği sağladı. Yoksul Türkiye, ekmeğini, aşını Hitler faşizminden kaçarak, kendisine sığınmış Almanya’nın değerli evlatlarıyla paylaştı. Onları ölümün pençesinden kurtardı, onlara hayat verdi. Bu kitapta, onlardan birkaçının gerçek hayat hikayeleri vardır.

Türkiye, sadece Alman bilim insanlarını değil, Avrupa’nın çeşitli ülkelerine, Osmanlı İmparatorluğu ve Cumhuriyet dönemlerinde farklı nedenlerle göç etmiş ya da bu ülkelere okumak için gelmiş Osmanlı-Türk Yahudilerinden bir kısmını çok çeşitli yöntemler kullanarak, konsolosluklarını bu iş için görevlendirerek ölümden kurtarmıştır. Ayrıca, mülteci bilim insanlarından, sanatçılardan bazılarının toplama kamplarında kalan yakınlarını, çocuklarını çok özel yöntemlerle kurtararak Türkiye’ye getirmiştir. Kimya Profesörü Arndt’ın Polonya’da Almanlara karşı savaşırken esir düşmüş, ölüm kampına kapatılmış oğlunu, babasının ricası üzerine Başbakan Refik Saydam Almanya ile yaptığı görüşmelerle kurtarmış, Ankara’ya getirtip, babasına teslim etmiştir.

Öte yandan Türkiye, 1933-1934 yıllarında Trakya’da yaşayan Türk vatandaşı Yahudilere karşı bir “temizleme” politikası da yürütmüş, Tekirdağ, Edirne ve Çanakkale Yahudilerini başka yerlere göçe zorlamıştı; ayrıca, 1939 sonrasında Yahudilerin Türkiye’ye girişini de yasaklamıştı. Savaş şartları, devletler arasındaki siyasi dengeler, iç ve dış politikayı etkilemişti.

Haziran 1933’de Almanya’da “Osmanlı-Türk Yahudisi” olarak adlandırılan 1973 Türk vatandaşı Yahudi yaşıyordu. Sadece Berlin’de 600 kadar Türk Yahudisi vardı. Aynı şekilde, sadece Paris’te, 1942 sonbaharında 3045 Osmanlı Türk Yahudisi kayıtlıydı. Bu rakam Fransa genelinde on bin dolayındaydı. Naziler işgal ettikleri ülkelerde yakaladıkları birçok Osmanlı-Türk Yahudilerini de toplama kamplarına gönderdiler ve gaz odalarında, insan yakma fırınlarında öldürdüler. Savaş sonrasında Bergen-Belsen, Auschwitz, Maydanek ve diğer toplama kamplarının kayıtları arasında Osmanlı-Türk Yahudilerinin ayrıntılı listeleri bulunmuştur. Bu nedenle Polonya’da, Lublin şehri yakınındaki Maydanek ölüm kampında katledilmiş insanların ait oldukları ülkeleri gösteren bayraklar arasında Türk bayrağı da asılıdır.

İnsanlık bir daha nazi rejimi gibi barbarlıkları, ölüm kamplarını, gaz odalarını, insan yakma fırınlarını bir daha görmesin, yaşamasın!

1933 yılından itibaren Türkiye’ye gelmiş, İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesinden sonra Almanya’ya geri dönmüş insanlardan hemen hemen hiçbiri artık yaşamıyor. Çok azı hayatta kaldı. Ben 1939 yılında ölümden büyük bir şans eseri kurtularak ailesiyle birlikte 11 yaşında Türkiye’ye gelmiş ve halen Hamburg’da yaşamını sürdüren Cornelius Bischoff’u bulabildim. O bana tüm hayatını, ailesinin gelmişini geçmişini, İstanbul’da, Çorum’da geçen yıllarını en ince ayrıntılarına kadar anlattı. Elindeki tüm belgeleri, fotoğrafları, mektupları verdi.

Cornelius Bischoff, Almanya’ya döndükten sonra Türkiye ile ilişkilerini daima canlı tuttu. Türkçeyi İstanbul’da ve Çorum’da öğrenmişti. Anadili gibi Türkçe konuşuyordu. Yaşar Kemal’in romanlarını, Haldun Taner’in Keşanlı Ali Destanı’nı, Çetin Öner’in Gülibik’ini Almancaya çevirdi. Türk edebiyatının Almanya’da tanınması için çok büyük çaba gösterdi. Türkiye ile Almanya arasında kültür köprüsü kuranların başında Cornelius Bischoff gelir.

Cornelius’un hayatında önemli yer almış olan insanlara, özellikle Yaşar Kemal, Zülfü Livaneli, Ressam Orhan Peker’e bu kitapta geniş yer verdim.

Ayrıca, bu kitapta, Yahudi olduğu için, 1933’de Naziler tarafından Frankfurt Üniversitesi’nden atılan, aynı yıl Türkiye’ye davet edilen, İstanbul Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültelerinin kurulmasında ve gelişmesinde büyük emeği geçen Ordinaryüs Prof. Dr. Ernst Eduard Hirsch’in hayat hikayesine geniş yer verdim.

Cornelius Bischoff ve Ernst Eduard Hirsch’in hayatlarında önemli yerleri olan insanları da anlattım. Bu bağlamda Atatürk tarafından 1926’da Türkiye’ye çağrılan, Ankara’yı, Başkent Ankara haline getiren Başmimar Profesör Clemens Holzmeister’e; 32 yıl Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü Başkanlığını yapmış olan ve bir daha Almanya’ya dönmeyen Profesör Eduard Zuckmayer’e; gene Atatürk tarafından Türkiye’ye çağrılmış, değerli sanatçılardan Paul Hindemith, Ernst Praetorius, Carl Ebert’e ve onun özel tercümanlığını yapmış Yazar Sabahattin Ali’ye kitabın konusu çerçevesinde yer verdim. Aynı şekilde Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin gelişmesinde önemli  görevler yerine getirmiş ve Almanya’ya döndükten sonra Berlin Belediye Başkanlığı yapmış olan Profesör Ernst Reuter’i de bu kitapta anlattım.

1944 yılında, Türkiye ile Almanya arasında diplomatik ilişkiler koptuktan sonra, ülkelerine dönmeyi kabul etmeyerek Türkiye’de kalan Almanlar, vatansız duruma düşmüşlerdi. Bu insanlara Almancası “Heimatlos” olan ve Türkçesi vatansız anlamına gelen “Haymatloz” kimliği verilmişti. “Haymatloz”lar Kırşehir, Çorum ve Yozgat’a enterne edilmişlerdi. Böylece “Haymatloz” kavramı Türkçeye girmiş oldu. Daha sonra bu kavram “Haymatlos” biçimine dönüşerek Türkçe sözlüklerde yer aldı. Başlangıçta resmi dilde kullanılan biçimi tırnak içinde “Haymatloz” olarak, son zamanlardaki biçimini ise tırnak içinde almadan doğrudan Haymatlos olarak kullandım.

Bu kitap, 1933-1945 döneminde Türkiye’ye sığınmış olan tüm Almanların yaşamlarına, çalışmalarına yer veren bir kitap değildir. Böylesine geniş bir konu, bu kitaba sığmazdı.

Benim amacım, Cornelius Bischoff ve hayatta kalan diğer canlı tanıkların anlatımlarına dayanarak, Hitler faşizminden kaçarak Türkiye’ye sığınmış Almanların maceralı hayatlarını öyküleştirerek bugüne aktarabilmek; dostluk ve sevgiye dayanan insan ilişkilerini toplumsal bellekte canlandırabilmek; özellikle bugünün Türkiye ve Almanya’sında yaşayan gençlere bu örnek davranışları gösterebilmek; aynı zamanda bu konu hakkında merak uyandırabilmektir.

 Bu çalışma, Türkiye ile Almanya arasında karşılıklı dostluk, sevgi ve saygının gelişmesine, ortak tarihi geçmişin anlaşılmasına birkaç damla katkıda bulunabilirse çok mutlu olacağım.

Bochum, 28 Aralık  2010
© Kemal Yalçın