Yaşar Çiçekdemir


Picture by Safiye Can, ATYG Meeting, Roermond, 2012

Yaşar Çiçekdemir 1956 Afyon/Dinar’da doğdu, 1979 yılında Eğitimini bırakarak  Hollanda ya gitti. Kaldığı şehirde Agop Yıldız ile yedi yıl bir Restaurant işletti. Yedi yıllık o dönemde yolu batı Avrupaya düşen, onlarca sanatçı ile samimi ilişkiler geliştirdi. Bu sanatçılardan Fakir Baykurt başta geliyordu. Yaşar Çiçekdemir’in iki Türkçe bir Hollandaca kitabı yayımlandı.

Kitaplar

Mutluluk Arayanlar, 1984, kendi yayımı
İnsan Selinin Damlaları, öykü kitabı, 1990, YAZIT yayınları  Ankara
İnsan Selinin Damlaları, Hollanda’caya ceviri, 1992, Druppels in de Mensenzee INDIMA Yayınları ‘S-Hertogenbosch, ISNB: 90-6842-033-X

İletişim: ycicekdemir (at) gmail.com

~~~~~~~~~~~~~~~reading rehearsal~~~~~~~~~~~~~~~

 

ANNEME MEKTUP

Canım anneciğim, yıllarca önce seni anımsamadığım bir saniyem yok desem yalan olurdu. Ama şimdi, sen şöyle başını kaldırıp çevrene bir bakabilsen, köprülerin altından ne sular akmış, akmış da sel olmuş anneciğim…
Hani ben lisede okurken, ikimiz tek odalı bir odada kalıyorduk. Televizyon yeni çıkmış bizse televizyon izlemek için Rıza amcalara gidiyorduk. Sende haklıydın, herkesin televizyonu yoktu ki bizim olsun.
Ama şimdi, bir evde siyah beyaz değil, hem de renklisinden Plazma. Lcd, led veya 3D o kadar çoğaldı ki hangi birisini sayayım anneciğim, duyar gibi oluyorum ”Oğlum bu Allah ın garezi de bize” derdin. Yalnız televizyon mu anneciğim evde herkesin ayrı ayrı bilgisayarı var.
Küçük torunun Ozan üç yaşından beri internet kurdu oldu da başkalarına yardım bile ediyor.
Tamı tamına 34 yıl önce, ilk telefon konuşmamız da ikimiz de ne heyecanlıydık. Sen köyden çıkıp ilçenin postanesinde çok beklemiştin bağlantı için. Şimdi dağdaki çoban bile dünyanın öbür ucuna telefonla görüntülü ulaşabiliyor.
Senin çamurdan yürüyemediğin köyün yollarına taş döşenmiş, ilçeye kadar da asfalt yoldan gidiliyor.
Ah anneciğim ah doğanın kanunu ne de sert. Sizin kuşaktan neredeyse kimsecikler kalmadı, kimine göre tanrı katına çıktılar, kimine göre geldikleri doğaya geri döndüler.
Hani aşağı mahalleden biberci Tahsin’in oğlu şeytan Nurettin vardı. Bir gün ünlü bir türkücü olacağım diye önüne gelene yanık yanık türküler söylerdi.  Onu dinleyenlerde dinlemez olmuş.
Televizyonlardaki magazin programlarından başlarını sağa sola çevirmiyorlarmış gayrı… Televizyondaki erotik bir görüntü de hemen sansür uygulardın. Biliyormusun daha yeni oldu, köyün genç imamı, internetten porno film indirirken görmüşler.
Kadınlar kendi aralarında, türban takıp tesettüre girmeyeni Müslüman saymıyorlarmış gayrı…
Anneciğim artık düşlerime de girmez oldun. Hani sen hep derdin “gözden ırak olan gönülden de ırak olurmuş”.
Canım anneciğim, oğlun yeni bir dünya ile tanıştı. Hem de öyle bir dünya ki, engizisyon mahkemelerinin kurulduğu, meydanlarında Giyotinlerin kafa kopardığı, Afrika dan getirilen kölelerin, açtıkları kanallarda ölünce, gömüldüğü, ülkeleri tanıdım…
Yel değirmenleri ve Osmanlı’da bir döneme adını veren laleler ülkesi Hollanda’da yaşayıp gidiyoruz.
Buraların, bizim oralardan çok farkı yok insanları daha medeni o kadar.
İlk torunun adını Hasret koyduk. Sana ve Anadolu’ya Anadolu’nun kıvrım kıvrım akan çaylarına, karpuz çatlatan pınarlarına Hasret. Karadenizin hamsisine, Malatyanın kaysısına, egenin incirine, sevgilinin gözü gibi kara zeytinine. Senin yaptığın haşhaşlı katmerine Hasret.
Ve bir de madımak’da, ortacağ kafalılar tarafından cayır cayır yakılan Hasret Gültekin den dolayı Hasret koyduk …
Küçüğünün de Ozan koyduk. Olur ya bir Nazım Hikmet, Bertold Brecht veya bir Lois Arogan olamasa da Bir Ozan olarak onların yolundan yürür be anneciğim.
Öyle güzel arkadaşlıklar edindim ki Yunanlı, Ermeni, Türk, Kürt her kökenden. Dünyanın değişik ülkelerinden birçok arkadaşlarım oldu. Anneciğim, aynen düşündüğüm gibi bir dünya vatandaşı oldum. Anneciğim aradığım insanmış, dil din ırk , inançlarına bakmaksızın herkesle arkadaşım…
Bir Kamil abimiz vardı adını iş bitirici Kamil diye bir Öyküye bile verdim. Ne yazık ki geçenlerde yaşama veda etti. Burada bir Hıristiyan mezarlığında, yemyeşil bir ormanın içinde yatıyor. Aradan iki ay geçmedi, Yunanlı Delikaris öldü. Doktorların tüm uyarılarına rağmen günde iki paket sigaraya bana mısın demedi, mezara koyduğumuzda iki bacağı da yoktu, sanki bir çocuğu mezara koyduk. Kamil abi ile yan yana yatıyorlar. Mezar sıklığından, toprak bulamadılar da , Kamil abinin mezarından Yunanlıya toprak attık anneciğim.
Anımsamadan edemiyorum, eskiden Ahmet dayı bana Hazreti Alinin cenk kitaplarını okutur, Hz. Alinin altı yüz arşın uzayan zülfükarı ne kadar kafirin kellesini uçurduğunu duyan Ahmet dayı nasıl da sevinirdi, uçan kellelere…
Ya şimdi Hasret ile Ozan Facebook, Youtoube, Google nasıl kullanılır onları anlatıyorlar büyüklerine. Bir de elektronik posta icat oldu. Bir tık mektubun dünyanın öbür ucunda, hani adına türküler yakılan canım postacıların pabuçları gökdelenin üzerine atıldı.
Diyorum ya gözden ırak olalı gönülden de ırak olduk, düşlerime de girmez oldun gayrı!

Yaşar Çiçekdemir  15.08.2013 S-Hertogenbosch/ Hollanda